14 Ocak 2015 Çarşamba

Çevrimiçi Dolandırıcılık Dünya Gündemini Meşgul Etmeye Devam Ediyor


ABD Başkanı Barack Obama, başta elektronik ticaret uygulamaları sırasında olmak üzere, tüketicilerin karşılaştıkları çevrimiçi dolandırıcılıklarla mücadeleye yönelik olarak,  dijital gizliliğini korumayı ve veri ihlallerini durdurmayı öngören ve yeni kurumsal sorumlulukları da içeren mevzuat önerdi.
Gündemin bu denli yoğunluğuna rağmen, Tüketicilerin siber ortamda karşılaştıkları yolsuzluklara dikkat çekmeye yönelik araştırmanın Beyaz Saray tarafından yapılması ve açıklamanın bizzat ABD Başkanı tarafından gerçekleştirilmesi, konuya verilen önemin bir ifadesi.
Aslında Ülkemizdeki durum da pek parlak görünmüyor. 
Başta 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun olmak üzere, AB Direktifleri esas alınarak hazırlanan mevzuatın, etkin tedbirlerden uzak edilgen bir yapı oluşturması, bu ve benzeri sorunların kısa sürede çözümlenemeyeceğinin kanıtı gibi.  
 
one survey by an out of ten Americans say they feel like it lost control of the first one to make ... recent breaches more than a hundred million Americans have their personal data top of us ... my credit card ... Monday's ... cybercriminals are racking up charges on her car ... they can destroy your credit rating it can turn her life upside down ... it may take months your finances back in work ... so so this is a direct threat to the economic security of American families gotta stop ... if we're going to be connected ... than we need to be protected ... as Americans we should have the basis ... for our basic privacy ... when we go online to do our best ... and that's why since I took office we've been working with the private sector to strengthen our cyber defense ... a few months ago we launched ... our Buys chore initiative ... the federal government companies across the country are moving ... to stronger chip and pin technology for credit cards ... you're the FTC you're working with credit bureaus so that victims can recover their stolen identities faster ... and every day are helping consumers with identity theft ... dot Gov ... so today I'm announcing new steps to protect the identities of props to the market ... formula support ... first ... we're introducing new legislation to create a single stronger national standard ... Americans know whether information has been stolen or misused ... right now almost every state has ... a different long it's ... been it's confusing for consumers ... and it's been ... using for companies ... and costly to ... the half to comply ... to this patchwork ... of laws ... sometimes folks don't even find other preferred measure has been stolen until they see charges on their bill and then it's too late ... so one of the new ... standard before proposing ... companies would have to notify consumers of a breach ... within thirty days ... in addition we're proposing to close loopholes in the last weekend walk from work criminals who steal and sell ... the identities of Americans ... even when they do overseas ... second ... I'm pleased that more banks ... credit card issuers and letters are stepping up in equipping Americans with another weapon against identity theft ... and that's access to their credit scores free of charge ... this includes J P Morgan Chase Bank of America USA ... state employees credit Union ... ally Financial some of them are here today I wanna thank them for their participation ... this means that a majority of American adults will have free access to their credit score ... which is like an early warning system telling you that you've been hit by fraud ... seeking deal with us ... work for two more companies to join this effort every day ... further ... we're big introducing new legislation ... a consumer privacy bill of rights ... working with many of you for the private sector and advocacy groups we've ... identified some basic principles ... to both protect personal privacy and ensure that industry can keep ... innovate ... for example we believe that consumers have the right to decide what personal data companies ... Colac ... from that ... and how companies use ... that and that that that information ... the right to know that your Pursell information collector for one purpose ... can ... then be misused by company for a different purpose ... the right to have information stored securely by companies that were culpable for teams that we believe that there ought to be some basic baseline protections ... across industries ... so we're going to be introducing this legislation by the end of next month ... and I hope Congress joins us ... to make the consumer privacy bill of rights ... the wallboard ... the filing or take a series of actions protect the personal ... information and privacy of our children ... those of us with kids know how this can be ... whether they are texting worked weeding for ... on Facebook or Instagram of mine ... our children are meeting up and they are growing up ... in cyberspace is all pervasive ... and here the DCU pushback on companies and apps to collect information on our kids without permission ... and the show but ... we're like parents ever were we wanna make shore ... that our children are being smart ... and safe online ... that's irresponsible dude ... ours is parents ... the weenie parks ... we need a structure that ... ensures that information is not being gathered without us as parents ... for the kids know what ... we want our kids privacy protected with that ... wherever they ... signed on ... for a long on ... including at school ...
12.01.2015

 
 

President Barack Obama proposed new legislation aimed at combating online fraud, protecting digital privacy and creating new corporate responsibilities in the event of data breaches.


3 Haziran 2014 Salı

Bu Yıl 15 Mart Tüketiciler Gününde Dünyada Ne Konuşuldu?

Dünya Tüketiciler Günü 15 Mart 1983 tarihinden itibaren kutlanmaya başlandı. Dünyada faaliyet gösteren bir çok kuruluş bu tarihi, yaşanan sıkıntıları değerlendirme, muhtemel tüketici sorunları için tedbir almaya yönelik kullanmakta.

Bu yıl başta Consumer International olmak üzere birçok örgüt, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından düzenlenen Dünya Telekomünikasyon Kalkınma Konferansında “Tüketici Gündemi” oluşturmak amacıyla 15 Mart tarihini kullandı.


Bugün cep telefonu olmadan bir dünya hayal edebiliyor musunuz? Sadece birkaç yıl içinde onlar hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir ve dünyada hemen her ülkede uluslararası dolaşım vasıtasıyla GSM abonelerinin hizmet almalarının önündeki engel ortadan kalkmıştır.

Acaba küreselleşme özel ödülü GSM firmalarının mı olmalı?

Dünyada, 2013 yılında 6,8 milyar kişinin cep telefonu sahibi olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamın  2011 yılında 6 milyar ve 2010 yılında 5.4 milyar olduğu düşünülmektedir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta ise bu rakamların bu denli artmasındaki en önemli hususun, mobil cihazlar ve hizmetlerde yaşanan gelişmelerdir. Artık mobil cihazlar, çok önemli hizmetlere erişimi sağlayan mini bilgisayarlar halini almıştır. Onlar, tüketicilerin işlerini kolaylaştırdığı gibi, kendilerini daha güçlü hissetmelerine de sebep olmaktadır.

Ses bağlantısının yanı sıra mobil internet bağlantısı da olmazsa olmaz koşul halini almıştır.

Bu faydaları ile cebimize giren mobil cihazlar, çözülmesi gereken birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. 

Bu yıl 15 Mart günü itibariyle Dünyadaki bir çok tüketici örgütü aşağıda belirtilen sorunları gündeme taşımıştır. 

1.Uygun fiyatlı, güvenilir hizmet erişimi tüketicilerin en önemli hakkıdır.
Gerek ses ve mesaj iletişiminde gerekse internet erişimi sırasında ücretlerin makul seviyede olması önemlidir. Ücretlerin belirlenmesi sırasında serbest piyasa koşullarının dışında herhangi bir parametre dikkate alınmamalıdır.

2. Hizmetleri sunumunda herhangi bir tutarsızlık yaşanmamalıdır.
En basit manada; verilen söze, yapılan akde uygun hizmet verilmelidir. Ancak, tutarlı olmak adına hizmet kalitesinden ödün verilmemelidir.

3. Tüketiciler bilgi edinme haklarını özgürce kullanabilmeli, ek ücret ödememelidir.
Tüketiciler, gerek sözleşmelere ve gerekse faturalara, elektronik ortamın verdiği avantajlar dahilinde, tam olarak erişebilmeli, sözleşme ve faturalar açık bir dille kaleme alınmış olmalıdır. Tüketicilerin yaşadığı bir çok sorunun kaynağının, haksız sözleşme şartlarından kaynaklandığı unutulmamalıdır. Belki de en önemlisi tüketicilerin talep etmedi hizmetler fatura edilmemelidir.

4. Kişisel bilgiler korunmalıdır. 
Hem GSM operatörler, hem de onların ticari mümessilleri, tüketicilerin kişisel bilgilerini korumaya yönelik tedbirler almalıdır. Kişisel verilerin kullanılması için mutlaka tüketiciden onay alınmalıdır.

5.Dinleyin ve tüketici şikâyetlerine yanıt verin.
GSM operatörlerinin hassasiyet göstermeleri gereken en önemli husus hiç kuşku yok ki, kendini mağdur olarak hisseden tüketicilerin şikayetlerini sabırla dinlemek ve cevap vermektir. Mağduriyetin dile getirilmesi fiilinin, bir insanın karşılanması gereken en önemli sosyal ihtiyacı olduğunu ve bu ihtiyacın bir mal ve hizmet satın alınması sonucunda oluştuğunu unutmamak gerekir. Ancak, tüketiciler tarafından unutulmaması gereken bir konu ise, tüketicinin bu ihtiyacını, terbiye ve saygı sınırları içindeki bir üslup ile gidermesi gerekliliğidir.

Ancak sorunlar sadece GSM operatörlerinin çözmesi gerekenlerle sınırlı değil. Kamu otoritesinin AB müktesebatında bulunmasına karşın hali hazırda Türk Hukuk Sistemine kazandıramadığı Elektronik Ticaret Direktifini de en kısa sürede yürürlüğe koyması gerekmektedir. 

14 Şubat 2014 Cuma

Tüketicilerin Yedek Parça Talepleri Yerine Getirilmeli (mi?)


Öncelikle belirtmek gerekir ki, tüketicilerin imalatçı - üretici veya ithalatçılara veya bunların yetkili servislerine yöneltilen yedek parça taleplerinin 4077 sayılı Kanuna istinaden yerine getirilmesi gerekmektedir.

Bilindiği üzere Kanunun satıştan kaçınma ile ilgili 5 inci maddesinde, üzerinde "numunedir" veya "satılık değildir" ibaresi bulunmayan bir malın; ticarî bir kuruluşun vitrininde, rafında veya açıkça görülebilir herhangi bir yerinde teşhir edilmesi halinde satıcının bu malların satışından kaçınamayacağı hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, anılan Kanuna istinaden hazırlanan ve 14.06.2003 tarih ve 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmelikte, imalatçı-üretici ve/veya ithalatçıların, tüketicilerin talebi üzerine yedek parça satışından kaçınamayacakları belirtilmiştir.

Dikkat edilirse, söz konusu ifadelerden şu sonuçlar çıkmaktadır:,

1) Yedek parçayı talep eden tüketici olmalıdır: Bu hak sadece tüketicilere tanınmıştır.
2) Talep İmalatçı - üretici veya ithalatçıya yöneltilebileceği gibi, bunların ticari mümessili olan yetkili servisten de yedek parça talep edilebilir.

Elbette şu soru akla gelecektir: tüketici, satın almadığı bir ürüne ait yedek parçayı talep edebilecek mi? Satıcı, satış işlemi sırasında, ana ürünün satın alınıp alınmadığını sorgulayabilir mi?
 
İlgili mevzuat hükümlerinin lafzına ve ruhuna bakıldığında, satılması zorunlu kılınan yeni bir mal değil, daha önce alınmış malın yedek parçası olmalıdır. Bu durumda, satıcının bu durumu sorgulamasında herhangi bir sakınca yoktur.   
Peki, bağımsız bir tamirci, kendisine gelen tamir talebini karşılamak üzere, kendisinin hiç bir ticari ilişkisi olmayan imalatçı veya ithalatçıdan yedek parça talebinde bulunabilir mi?

Bu konuda 4077 sayılı Kanun herhangi bir düzenleme yapmamıştır. Siz, daha önce satın aldığınız X marka Buzdolabının yetkili servisi yerine bağımsız bir tamirci ile anlaştınız. Ancak bu tamircide gerekli yedek parça yok. Tamirci, bu markayı üreten veya ithal eden firmaya giderek yedek parça talebinde bulunduğunda, yetkili servisin veya imalatçı-üretici veya ithalatçının bu talebi yerine getirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Çünkü bu durumda oluşan ticari ilişkinin taraflarında biri tüketici değildir. Bu nedenle, iki tacir arasındaki ilişki sırasında ortaya çıkacak ihtilafların giderilmesinde Tüketici Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanamayacaktır.

Bu durumun istisnası var mı?   
Motorlu araçların dağıtımı ve tamiri tüketiciler nezdinde çok büyük öneme sahip olduğu düşünüldüğünden Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği (2005/4) yayımlanmıştır. Bu Tebliğ’in amacı motorlu taşıtlar sektöründeki dikey anlaşmaların 07.12.1994 tarih ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmasının koşullarını belirlemektir.

AB Müktesebatına uyum amacı taşıyan bu Tebliğin getirdiği en önemli yenilik; orijinal yedek parça, eşdeğer kalitede yedek parça, tamir ekipmanı, teşhis cihazı ya da diğer tip ekipmanların sağlayıcısıyla bir motorlu taşıt üreticisi arasında yapılan anlaşmayla, sağlayıcının söz konusu mal ve hizmetleri yetkili veya bağımsız dağıtıcılar, ya da bağımsız teşebbüsler ve son kullanıcılardan herhangi birine satma imkanına kısıtlama getirilmesinin engellenmiş olmasıdır. Kaldı ki, Tebliğ ile getirilen düzenlemelere karşın, yetkili servilerin bağımsız teşebbüslere doğrudan yedek parça satış hakkı da saklı tutulmuştur.
Böylece, tüketicilerin anlaştıkları bağımsız servislerin, yedek parçaya erişimleri mümkün kılınmıştır.

Peki bu durumun istisnası var mı? 
Evet, gaz yakan cihazlarda yedek parçaya erişim hususunda bir kısıtlama getirilmiş durumda.
 
Bugün itibariyle, doğal gaz yakan cihazların, tüketicilerin can ve mal güvenliği üzerinde yarattığı tehdit, bir algı olmaktan çıkmış, önemli bir sorun haline gelmiştir.

Soba zehirlenmelerinin bile sıklıkla yaşandığı Ülkemizde, doğal gaz yakan cihazların yarattığı tehdit hiç de küçümsenemeyecek seviyededir. 

Bu cihazların montajı, işletmeye alınması, tamir, bakım ve onarımları sırasında ehliyetli kişilerden hizmet almak aklî bir zorunluluktur. Ancak, bu konuda çeşitli mevzuat hükümlerinin varlığı da yadsınmaz bir gerçekliktir. 

Her ne kadar tüketicinin korunmasını konu alan ve münhasıran mal ve hizmetler dikkate alındığında genel bir Kanun niteliğinde olan 4077 sayılı Kanuna göre, ürünlere ait yedek parça satışının engellenmeyeceği hükme bağlanmış olsa da, bu durum doğal gaz yakan cihazlar için geçerli değildir. 
4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun yapım ve hizmet faaliyetlerinin düzenlendiği 5. Maddesinde; doğal gaz piyasasında faaliyet gösterecek ithalat, ihracat, iletim, depolama, dağıtım, toptan satış şirketleri ile serbest tüketicilerin, Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (EPDK) sertifika almış gerçek ve tüzel kişiler ile yapım ve hizmet sözleşmesi imzalayabilecekleri, doğal gazla ilgili herhangi bir yapım ve hizmet faaliyetinin, sertifika sahibi olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilemeyeceği ifade edilmektedir. Yine aynı maddede, sistemle ilgili; fizibilite, etüt, proje, müşavirlik, kontrol ve denetleme, yapım, servis, bakım ve onarım gibi hizmetleri yapacak olanların da, yapacakları faaliyetler için, EPDK’dan sertifika almak zorunda oldukları belirtilmektedir. 
 
Bu durumda şu sonuçla karşılaşmaktayız:
 
Doğal gaz yakan cihazların yedek parçalarını talep eden tüketicilerin talepleri karşılanmadan önce, bakım ve onarım hizmetini kimin yerine getireceğinin sorgulanmasında ve ayrıca, bu hizmeti verecek servisin EPDK'dan yetki belgesine sahip olup olmadığının tesvik edilmesinde (belgelendirilmesinde) fayda görülmektedir.

 

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kanun Taslaklarının Dil ve İfade Sorunu

Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlamak gerekçesiyle, birçok temel Kanun’un tümüyle değiştirilmesi eğiliminin ağırlık kazandığı günümüzde, bu yöntemi tercih eden İdarelerin karşılamak zorunda kalacakları birçok risk olduğu açıktır.

Bunların en önemlisi hiç kuşkusuz “Dil ve İfade” yaklaşımıdır.  

Stendhal mahlası ile yazan Marie-Henri Beyle, dil konusunda çok hassastır. Açık düşüncelerin ifade edilmesi, doğrudan doğruya anlatılması ve dilde yalınlık bakımından bir klasik olan Stendhal’e sormuşlar “Nasıl bu kadar güzel yazabiliyorsunuz?” Yanıtlamış: “Her  sabah kalktığımda Fransız Medeni Kanunu’nu okuyorum.”

Özellikle tercüme vasıtasıyla müktesebat oluşturma gayreti, “Dil ve İfade” sorunu ile karşı karşıya kalmamıza sebep olmaktadır.

Kanun; doktrinde “genel, nesnel ve kişilik dışı hukuk kurallarının bütünü” biçiminde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, bir İl kurulmasına ilişkin kanun, biçimsel açıdan kanun olmasına rağmen maddi anlamda kanun değildir.

Toplumun tüm kesimleri tarafından, her an kullanılan Kanunlar ise, gerek tasarlanması gerekse Kamuoyu ile paylaşılması açısından önemli farklılıklar içermelidir. Örneğin, Ceza Kanunlarının tüm yurttaşlar tarafından kolayca anlaşılmasını sağlamak Devlet aygıtının en temel ödevi olmakla beraber, belirli bir ihtisas gerektiren hallerde kullanılan dil ihtisas sahiplerine yönelik olabilir.
Bu nedenle Kanun teklifleri, herkesin anlayabilmesi için açık ve anlaşılır bir dille yazılmalı, kaba ve yaralayıcı ifadelere yer verilmemeli, Türkçe ’de karşılığı varsa yabancı sözcükler yerine Türkçe sözcükler kullanılmalıdır.

Bir diğer önemli sorun ise tüm maddelerin değiştirilmesine yönelik gayrettir.

Tercih edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmayan bu yöntem sonucunda, uzun süre yürürlükte kalan Kanun maddelerinin, ifadelerin ve madde başlıklarının Kamuoyu nezdinde “markalaştığı”, bazı hallerde marka değeri oluşturma maliyetinin, o maddeden beklenen faydanın önüne geçebileceği unutulmamalı ve Kamuoyunda kabul görmüş hususların yok edilmesinin,  Kanundan beklenen faydanın azalmasına sebep olabileceği dikkate alınmalıdır.

Cümle uzunluğuna dikkat edilmelidir.

4 satır ve 1 paragraftan oluşan bir maddenin anlaşılması mümkün değildir. Cebimizdeki noktalama işaretlerini korkmadan kullanmak gerekir.

Konu Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna geldiğinde çok daha dikkatli olunması gerektiği unutulmamalıdır. Çünkü bu Kanun “Çarşıya Pazara giden vatandaşın pusulası / parasını kullanma kılavuzudur”  bu nedenle mal ve hizmet talebinde bulunan tüm tüketicilerin bu Kanunu kolaylıkla okuması ve anlaması gerekir. Aksi halde, yapılan işin herhangi bir faydası olmayacaktır.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Manevi Tazminat Taleplerini Görüşebilir (mi?)


Murat GÜLGÖR
Ocak/2013 

Bunun için fazla yorum yapmadan 13. Hukuk Dairesinin 27.12.2004 tarih ve 15255/18969 sayılı kararını incelemek gerekecektir.

Kararda;

“Davacı, davalının 04.12.2002-08.12.2002 tarihleri arasında düzenlediği Kapadokya gezisine eşi ile birlikte katıldığını ve gezi bedeli olarak kişi başına 150.000.000.-TL ödeme yaptığını, yolculuk, kalınan otel ve tüm hizmetlerin taahhüt  edilenin çok altında olduğunu ileri sürerek, kendisi ve geziye katılan misafiri için ödenen gezi bedeli 300.000.000.-TL ile kişi başı 150.000.000.- TL dan 300.000.000.-TL manevi tazminatın faizi ile birlikte ödetilmesini istemiştir.

Davalı davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, davacının ancak kendisi için talepte bulunabileceğinden misafiri için istenen 150.000.000.- maddi ve 150.000.000.- manevi tazminat isteğinin sıfat yokluğundan reddine, diğer taleplerinin de Tüketici Kanununun 22. Maddesi gereğince Hakem Heyetine başvurulmadan dava açılamayacağından; ön şart gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiş, hüküm; davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirdiği nedenlere göre özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı  dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22. Maddesi gereğince davanın değerine göre Tüketici Hakem Heyetine başvurunun zorunlu olduğu uyuşmazlıkların tespitinde, ayıplı8 hizmet nedeni ile uğranılan manevi zarar bedelinin de dahil edilmesi gerekir. Bu nedenle, davacının talebi olan tur bedeli ile manevi tazminat bedeli toplamı 300.000.000.- TL değerin hizmetin gerçekleştiği tarih itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvuru için zorunlu olan değerin üstünde olması nedeni, mahkemece işin esası incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken ön şart yokluğundan davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.”

      Bu karar bize gösteriyor ki, tüketicinin maddi ve manevi taleplerinin toplamı, fiilin işlendiği yıl Bakanlıkça belirlenen parasal değerin altında kalması durumunda, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından karara bağlanması zorunludur.   

 

9 Ağustos 2012 Perşembe

"Satılan Mal Geri Alınmaz" Kavramında Son Nokta: Faturası Nerede?

Murat GÜLGÖR - Ağustos/2012

Bir çok mağazada şu yazıyı okuruz “4077 sayılı TKHK Gereğince Değişim ve İade Talepleri Sırasında Fiş veya Fatura’nın Beyanı Zorunludur.”

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre zorunlu mu? Cevap çok kısa ve net: Hayır…

Peki, büyük bir özgüven duygusu ile yazıldığı anlaşılan bu ifadenin dayanağı nedir?

24 Nisan 1996 Tarih ve 22620 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 54 Seri Numaralı KDV Genel Tebliğinde, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna göre, tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmetlerin çeşitli nedenlerle geri verilerek bedelinin alınması veya başka bir mal veya hizmet ile değiştirilmesinin katma değer vergisi karşısındaki durumu ile taksitli ve kapıdan satışlardaki katma değer vergisi uygulaması açıklanmaktadır.

Bu Tebliğe göre tüketiciler, satın aldıkları malların iade edilip bedellerinin geri verilmesini istemeleri durumunda, satıcı tarafından ödenen bedellerin katma değer vergisi dahil tutarını tüketiciye iade edecek, satıcılar ise işlemlerinin düzeltilmesi için iade edilen mal nedeniyle gider makbuzu düzenleyecek ve tüketiciden iade edilen mala ait fatura ve benzeri belgeyi bu makbuz ekinde geri alacakları ifade edilmektedir.

Bu durumda bir sebeple fatura veya fişini kaybeden tüketiciye satılan mal, tüketici 4077 sayılı Kanunda belirtilen haklarını kullansa da geri alınmayacaktır. Yani kamu eliyle “ Satılan Mal Geri Alınmaz” durumuna geri dönülmektedir.

Nihayetinde, fatura veya fişini kaybeden tüketicinin cezalandırılmasına sebep olan bu uygulamanın yasal dayanağı olan 3475 sayılı Vergi Usul Kanunu’na bakalım.

Yasal Yapı:

Fatura, anılan Kanunun 229. Maddesinde tarif edilmiştir. “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.  İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”

Genelde Tüketiciler fatura yerine kasa fişi almaktadırlar. Anılan Kanun bunları da perakende satış vesikaları başlıklı 233. Maddede ifade etmektedir. “Birinci ve  ikinci sınıf  tüccarlar, kazancı basit usulde  tespit edilenlerle  defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları ve yaptıkları işlerin bedelleri aşağıdaki vesikalardan herhangi biri ile tevsik olunur.
             1. Perakende satış fişleri;
             2. Makineli kasaların kayıt ruloları;
             3. Giriş ve yolcu taşıma biletleri.
             Perakende satış fişi, makineli kasaların kayıt ruloları ve biletlerde,  işletme veya mükellefin adı, düzenlenme tarihi ve alınan paranın miktarı gösterilir. Perakende satış fişi ile giriş ve yolcu taşıma biletleri seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir. Bu fiş ve biletler kopyalı iki nüsha olarak tanzim edilir ve bir nüshası müşteriye verilir. Makineli kasa kullanılıp da müşteriye fiş (makineli kasanın önceki fıkrada belirtilen malumatı ihtiva eden fişi) verilmemesi halinde, perakende satış fişi tanzimi ve müşteriye verilmesi mecburidir.”

Şimdi can alıcı soruya dönelim, defter ve vesikaların muhafazasına ilişkin yükümlülük kime aittir. Bunun cevabı da Kanunun 253 ve 256. Maddelerinde ifade edilmektedir. 253. Maddede “Bu Kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları,  ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.” 256. Maddede ise, “Geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257 nci madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadırlar. Bu zorunluluk Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belgelerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler tarafından yapılan talepler  için  de geçerlidir.” Hükmü ifade edilmiştir.

Buraya kadar ifade edilen hususlardan, fatura veya fişin saklanması ile ilgili olarak tüketiciye herhangi bir külfet yüklenmediği görülmektedir.

Hediye Mal Sorunu:

Bir malın gerek aile içinden birine, gerekse aile dışı kişilere hediye edilmesi toplumumuz için gayet önemlidir. Her toplumda olduğu gibi bizim insanımızın da bu konuda belli gelenekleri vardır. Hediyenin fiyatının belirtilmemesi için her türlü tedbir alınır. Sağında solunda herhangi bir etiketin kalmamasına özen gösterilir. Doğal olarak malın fatura veya fişi de hediye ile birlikte verilmez.

Unutulmamalıdır ki, malın ayıplı olması halinde 4077 sayılı Kanunda belirlenen haklarından tüketicinin, yani bir başka ifade ile “hediye edilen kişinin” faydalanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Bu durumda 54 sıra numaralı Tebliğ ile 4077 sayılı Kanun’un çeliştiğini düşünmek mümkündür.

Tebliğ, var olduğu dönemin genel şartlarını yansıtmakta ve iade edilen mala ait fatura veya fişin “Özel Gider İndirimine” konu edilmesini engellemeye çalışmaktaydı.

Özel gider indirimi uygulaması, 5615 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırıldığından, söz konusu çekince de bertaraf edilmiştir.

Bugün itibariyle hediye edilecek mallar için “değiştirme kartları” verilmekte, bu kartlar üzerindeki bilgiler ile fatura veya diğer belgelere ulaşmak mümkün olabilmektedir.

Kaldı ki bu konu, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün de gündemine gelmiştir.

Anılan Genel Müdürlük tarafından yazılan 13/01/1997 tarih ve B.07.0.GEL.0.54/5408-122/01364 sayılı Özelge’de;

“Bakanlığımıza yansıyan olayların yeniden değerlendirilmesi sonucunda, yukarıda bahsedilen işlemlerde fiili imkansızlıklar nedeniyle satın alınan mallara ait belgelerin satıcılara geri verilmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda da satıcılar, tüketicilerin iade ettikleri mallar için yine gider pusulası düzenleyecekler ve pusulada alış belgesinin ibraz edilemediğini açıkça belirteceklerdir.

Diğer taraftan, iade edilen malın yerine aynı veya başka bir malın verilmesi halinde ise, bu defa verilen yeni mal için fatura ve benzeri belge düzenlenecek ve söz konusu belgenin tüketici tarafından kullanılmasını engellemek amacıyla “Bu belge gider belgesi olarak ücretlilere vergi iadesinde veya özel gider indiriminde kullanılamaz.” Şerhine yer vereceklerdir.” Denilmektedir.

Bu durumda, genelde ücreti ödemek için yöneldiğimiz kasada görmeye alıştığımız “Deşişim taleplerinde Fatura ibrazı zorunludur” ifadesi pek de geçerli değildir.

Ancak her konuda olduğu gibi bu yazımızın sonunda da Medeni Kanunun ilgili maddelerini hatırlatmakta fayda görüyorum.  


I. Dürüst davranma
Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

II. İyiniyet
Madde 3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
 

Taklit ve Tağşiş Yapıldığı Kesinleşen Gıda ve Yemi Üreten/İthal Eden Firmalar Açıklandı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Bakanlığın yaptığı kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun’unun 31 inci maddesinin 6 ncı fıkrası uyarınca kamuoyunun bilgisine sunabileceği hükme bağlandığı, hükmü çerçevesinde, laboratuvar sonuçları olumsuz bulunan ürün/firma bilgileri açıklanmışıtır.

Tüketicinin en önemli hakkı olan "bilgi edinme hakkının" kullanılmasına imkan sağlaması açısından, başlangıç niteliğinde olan bu uygulamanın devamını bekliyoruz. 
    

3 Ağustos 2012 Cuma

Bugün Tüketici Mahkemesinde Dava Açsam Başvuru Sırasında Herhangi Bir Ücret Öder Miyim?




Önemli amaçlarından birisi de, tüketicilerin hak aramaları önündeki engellerin kaldırılması olan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketicilerin Mahkemelere yaptıkları başvurular sırasında her türlü resim ve harç ödenmeyeceğini hükme bağlamıştır. 

Konu, 4077 sayılı Kanunun ilk yayımı tarihinden itibaren gündeme gelmiş ve tartışmalara konu olmuştur.

Yaşanan bir uyuşmazlık hakkında, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 1996/5952 sayılı kararında  “Tüketici tarafından açılan  bu dava her türlü harç ve resimden, dolayısıyla yargı harcından muaf olduğu halde, harç alınması da isabetsiz” bulmuş ve bu durum Mahkeme karının bozulmasına gerekçe gösterilmiştir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun, gelişen ve değişen koşullara uyum sağlanması açısından, 2003 yılında 4822 sayılı Kanun vasıtasıyla değiştirilmiş ancak,  “Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır.” hükmü yeni Kanunda da yer bulmuştur.

Diğer taraftan, 2003 yılında yapılan değişiklik sonrasında konu Anayasa Mahkemesine intikal etmiş ve Tüketicilerin Harçtan muaf tutulmalarına ilişkin Kanun maddesinin Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerek iptal edilmesi talep edilmiştir.

Ancak Anayasa Mahkemesinin Başkanlığının 28 Nisan 2010 Tarih ve 27565 sayılı Resmi Gazete yayımladığı,  2007/112 Esas Sayılı Kararında,

“Anayasa’nın 172. maddesinde, “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder” kuralı ile tüketicilerin haklarının korunmasına ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. Maddenin gerekçesinde de, tüketicilerin korunması, “tüketici toplumu” diye adlandırılan belli bir gelişmişlik seviyesindeki ülkelerde çıkmakla birlikte, bu ölçüde gelişmemiş ülkelerde de toplumsal bir problem olduğunun sonradan görüldüğü ve bu konuda getirilecek tedbirlerin tüketicileri koruyacağı, tüketicinin korunması bir serbest piyasa ekonomisi tedbiri olmakla birlikte, herşeyden önce tüketicilerde “tüketici bilincinin” oluşturulması gerektiği ve Devletin tüketicileri koruyucu başka tedbirler de alabileceği belirtilmiştir. Üreticilerin ekonomik yönden güçlü oluşları ve her yönüyle örgütlenmeleri nedeniyle, tüketiciler ile aralarında doğal olarak bulunan dengesizliğin giderilmesi için, Anayasa’da belirtilen kurallara dayanılarak yürürlükteki hukuk kurallarında genel olarak tüketici haklarının korunmasına ve sosyal adaletin gerçekleştirilmesine yönelik düzenlemeler yapıldığı, bunlardan birisinin de tüketicilerin, tüketici mahkemelerinde kolaylıkla dava açmalarına olanak sağlayan harçtan muafiyet olduğu görülmektedir.               Mahkemelerin yargı faaliyetlerine karşılık olmak üzere bu hizmetten yararlanacak taraflardan harç alınması hukuk sistemimizde kabul edilmekle birlikte, kimi özel durumlar karşısında veya haklı nedenlere dayanarak harçların indirilmesi veya kimi kişilerin harçtan muaf tutulması yönüne gidilmektedir. Kuralda öngörülen harçtan muafiyet, Anayasa’nın 172. maddesi çerçevesinde tüketicileri korumak amacıyla onların haklarını kolaylıkla arayabilmelerine olanak sağlamaktadır. Yasa’dan yararlanan tüketicilerin kapsamının genişlemesi ise hak arama özgürlüğünün alanına sahip olanların artması anlamına gelir ki, bu da tüketicilerin haklarını korumayı hedefleyen ilgili Anayasa hükmünün amacına uygundur. Bu nedenle yasa koyucunun takdirini, tüketicilerin dava açarken harçtan muaf tutulmaları yönünde kullanması Anayasa’nın 172. maddesine uygun bir düzenlemedir.” ifadesine yer verilerek, başvuru reddedilmiştir.

Şimdi gelelim başlıktaki sorunun cevabına: Evet. Başvuru sırasında yanımda para olmalı.

Bugün itibariyle Tüketici olarak dava açmak isterseniz 30.09.2011 tarih ve 28070 sayılı Resmi Gazete hukuk Muhakemeleri Kanunu gider avansı tarifesi çerçevesinde belirlenmiş olan “Gider Avansını” ödersiniz.

Birkaç Mahkeme’nin Yazı işleri ile görüştüm ve bugün itibariyle ödenmesi gereken ücretin aşağıdaki şekilde olduğunu öğrendim.

GİDER AVANS ÜCRETİ 120 TL.

HER BİR BİLİRKİŞİ İÇİN AYRI AYRI OLMAK ÜZERE 170 TL YATIRILIR.


Eğer yargılama sonucunda gider avansından artan bir miktar para varsa, kullanılmayan bu kısım, hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davayı kazanırsanız harcadığınız parayı karşı taraftan almak mümkün. Ancak kaybederseniz ayrıca karşı tarafında Avukatlık ücretini de ödemek zorunda kalacağınız açıktır.  

İade yöntemi de ikiye ayrılmıştır. Davacı hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır.

Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir.

Mesafeli Satışlardaki Yakın Tehdit


Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde 2003 yılında gerçekleştirilen mevzuat çalışmaları sırasında hazırlanarak yürürlüğe konulan Mesafeli Sözleşmelere Dair Yönetmelik,  yayımlandığı tarih itibariyle hiçbir anlam ifade etmezken, bugün itibariyle gerçek işlevine sahip olmuştur.
Başka bir kültürün ihtiyaçları sebebiyle hazırlandığı gerçeğini,  dili sebebiyle, her okuyanın yüzüne çarpan bu mevzuat, maddelerinde yapılan değişikliklerle bir miktar anlam kazanmıştır.
Yönetmeliğin anlam kazanma süreci ise, mevzuatın yapısından veya bu mevzuatı çıkaran kuruluşun gayretlerinden ziyade, tüketicilerin bu tip satım sözleşmelerine gösterdiği ilgiden kaynaklanmaktadır.

Bankalararası Kredi Kartları Merkezi verilerine göre, mesafeli satışlar bir çığ gibi büyümektedir. Geçmiş yıllarda kapıdan satışlarda yaşanan sorunlar artık mesafeli satışlarda karşımıza çıkmaktadır.



Bu tip satışlardan birisi de, saç dökülmesini önlediği veya dökülen saçların yeniden çıkmasını sağladığı ileri sürülen ekipman ve solüsyonlarla veya benzer ürünlerle ilgili olmaktadır.
Ancak bu ürünlere ilişkin beyanlar dikkatle incelendiğinde, üründen sağlanacak maksimum faydanın belirli bir süre kullanımın sonucunda sağlanabileceği ifade edilmektedir.
Örneğin bir lazerli tarağın gün aşırı olmak üzere, 10 yıkama sonrasında maksimum faydayı sağlayacağı ifade edilmektedir.
Bilindiği üzere, mesafeli satışların tüketicilere sağladığı en önemli avantaj cayma hakkıdır.
Buna göre, mesafeli sözleşmelerde tüketici, yedi gün içerisinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde yazılı olarak veya ispat edilebilen herhangi bir yöntemle bildirilmesi yeterlidir.
Cayma hakkı süresi, malın teslimine ilişkin sözleşmelerde, tüketicinin malı teslim aldığı günden itibaren, diğer sözleşmelerde ise sözleşmenin akdedildiği günden itibaren işlemeye başlar.
Ancak, yukarıda belirtilen örnekte tüketicinin cayma hakkını kullanması mümkün gözükmemektedir.
Bu durumda, gerek tüketicinin mağduriyetinin giderilmesi gerekse anılan Yönetmeliğin ruhuna uygun olarak davranılması için,  cayma hakkının, tüketiciye ifade edilen kullanım süresi sonunda başlayacağının kabulü gerekecektir.

Kredi Kartı Üyelik Ücreti Ödenmeli(mi?)


Murat GÜLGÖR/Ocak 2012 

Oldukça uzun bir süredir gündemimizi işgal eden, hâlihazırda işgal etmeye devam eden ve daha da önemlisi, uzunca bir süre bu ve benzeri yazılara konu olacak “kredi kartları üyelik ücreti sorunu” Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin aldığı kararlar vasıtasıyla önemli bir noktaya taşındı.

Öncelikle bu kararın nasıl ortaya çıktığını incelemekte fayda var.

İzmir'de yaşayan bir tüketici, 1997 yılından beri kullandığı kredi kartının Ekim 2008 tarihli ekstresine, diğer harcamalarının yanı sıra,  45 TL. tutarındaki üyelik ücretinin de yansıtıldığını görür. Tüketici öncelikle mevcut durumu Bankaya bildirir ancak, bir sonuç alamaz. Bu nedenle söz konusu ücretin iptali için Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına başvurur.

Hakem Heyeti konuyu inceler ve tüketicinin lehine yani, tahsil edilen ücretin ödenmesine karar verir.

Bunun üzerine davalı banka tüketiciyi arar ve sonraki yıllarda üyelik ücreti alabilmek için onay ister. Bu onayı vermemesi halinde kartın kapatılacağını bildirir.

Kart sahibinin ücret ödemeyi kabul etmemesi üzerine banka, kredi kartını kullanıma kapatır. Bunun üzerine tüketici, konuyu bir üst merci olan Tüketici Mahkemesi'ne götürerek kartın kullanıma açılmasını ve bankanın bin TL'lik manevi tazminata mahkûm edilmesi ister.

Bu sırada davalı banka, istemediği bir sözleşmeyi sürdürmeye zorlanamayacağını, hiçbir bankanın talepte bulunan kişiye kredi kartı verme zorunluluğu bulunmadığı gibi, bir kredi kartı hamilinin de kredi ilişkisini sürdürmeye zorlanamayacağını, aralarındaki sözleşmeye göre her iki tarafın tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetme hakkı bulunduğunu, dava konusu işlemin 5464 sayılı Yasa'ya uygun olduğunu savunarak davanın reddini ister.

Konuyu inceleyen Tüketici Mahkemesi, 4077 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca bankanın hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınamayacağı gerekçesiyle kredi kartının kullanıma kapatılması işleminin iptaline karar verirken, manevi tazminat talebini ise reddetmiştir.

Ancak yerel mahkemenin kararı, gerek davacı kart sahibi gerekse davalı banka tarafından temyiz edildi ve dosya Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nce görüşüldü.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, sözleşme özgürlüğünün yasalarca güvence altına alınmış olduğunu, bu özgürlüğün ancak kamu yararı ile sınırlandırılabileceğini kabul etmekle birlikte, herkesin dilediği sözleşmeyi yapmakta serbest olduğunu, istemediği bir sözleşmeyi sürdürmek zorunda da bulunmadığını belirtmiştir.

Kararda, bu durumun istisnası olarak "ittihaki sözleşmeler" olarak adlandırılan kamu hizmeti görmekte olan (Elektrik, su işletmeleri gibi) kamu idare ve müesseseleri ile bunlardan hizmet alan şahıslar arasında kurulan sözleşmelerin olduğu ifade edilmiştir. Bilindiği üzere, bu tür sözleşmelerde kamu idare ve müesseseleri kâr amacından ziyade kamu hizmeti görmekle yükümlü olduklarından talep eden her şahısla sözleşme yapmak zorundadır.

Ancak, bankalarla tüketiciler arasında yapılan sözleşmeler ittihaki sözleşmeler kapsamında değildir. Bankalar, bunun aksine kâr amacıyla kurulan müesseselerdir ve verdikleri hizmetin karşılığını istemelerinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Ayrıca yine aynı kararda, çok sayıda banka bulunduğuna göre de, davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla, dilediği bankadan kredi kartı kullanma imkânına sahip olduğu, kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi bir maliyeti de bulunmasının ticaretin normal akışında değerlendirileceği ve bankanın bu maliyeti kredi kartı kullanıcılarına yansıtmasının da doğal olduğu ifade edilmiştir.

Kararda yer verilen bir diğer önemli husus da, bankaların 5464 sayılı Yasa'nın 25. maddesi gereğince belirledikleri bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde, bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmeleri de bundan sonra sürdürmeye zorlanamayacakları, taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmadığıdır.

Bu çerçevede konuyu inceleyen Yargıtay 13. Daire, yerel mahkemenin kararını davalı banka yararına bozdu. Başka bir ifade ile tüketiciyi talebinde haksız buldu.

Diğer taratan Yargıtay, bir diğer kararında “Davacının, Davalıya ait kredi kartını kullanması nedeniyle, davalı banka tarafından bildirilen ücreti, sözleşmede hüküm olsun veya olmasın ödemekle yükümlüdür. Bir başka deyişle davalı banka, üyelik ücreti ödenmeden kredi kartı verme yükümlülüğünde olmayıp, sözleşmedeki buna dair kararlaştırma da haksız şart niteliğinde bulunmamaktadır. “ ifadesine yer vermiştir.  

Elbette, kredi kartı kullanımının yaygınlaştığı günden bugüne kadar geçen süreç içinde alınmış, tüketici lehine veya aleyhine birçok karar bulmak ve bunun üzerine yorum yapmak mümkündür. Davalar sırasında birçok tüketici ve avukatı tüketici lehine kararları sunarken Bankalar ise bunların aksine alınmış kararları beyan ediyorlar.

Şimdi gelelim Yargıtay’ın bu kararından çıkarabileceklerimize ve düşüncelerimize;

1)   Banka ile kredi kartı müşterisi arasında yaşanan sorunun bireysel olması:
Ø  Bankaların tüketicilere verecekleri hizmet karşılığında ücret talep etmemelerini istemek ve/veya düşünmek, ticaretin doğasına aykırıdır.
Ø  Bankanın, kredi kartı kullanımı sırasında ticari ilişkisinin oluştuğu diğer firmalarla yaptığı sözleşmeleri örnek göstererek “Zaten banka, malı aldığım firmadan para alıyor. Birde neden benden üyelik ücreti almakta“ sorusu ise gayet anlamsızıdır.
Ø  Mevcut mevzuat hükümleri, bu tip sözleşmelerin kurulması sırasında,  Tüketiciden kredi kartı adı altında ücret alınmasına engel değildir.
Ø  Banka sayısı yeterince fazladır. Piyasa koşulları oluşmuştur. Tüketici herhangi bir Bankadan kredi kartı alırken, kendine beyan edilen üyelik ücretini beğenmeyerek bir diğer bankaya yönelebilecektir.
Ø  Bugün Ülkemiz tüketicileri, sözleşmede yazmayan bir meblağdan sorumlu tutulmamaktadır. İlgili maddenin sonradan, banka tarafından doldurulması veya hiç doldurulmayan bir maddeye istinaden tüketiciden bir ücret talep edilmesi haksız şart niteliğindedir ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre aykırıdır. Bu durumda tüketici, önemli bir koruma altındadır. Ancak, herhangi bir meblağ yazılmış ve tüketici bunu imzalayarak kabul etmişse, bu meblağın tahsilinde duraksama bulunmamaktadır. 

2)   Banka ile kredi kartı müşterisi arasında yaşanan sorunun Rekabet Hukuku çerçevesinde incelenmesi gerekliliği:
Ø  Konunun rekabet hukuku ile ilişkisinin şu şekilde anlatmak mümkün. Federal Almanya vatandaşı olan Mr. Züchner, bir Alman bankası şubesindeki hesabı üzerinden 17 Temmuz 1979 tarihinde ödeme yeri İtalya olan 10.000.-DEM tutarında banka çekini keşide eder. Bu işlem için 15 DEM tutarında servis ücreti, yani transfer edilen tutarın % 0.15’i tutarındaki bir meblağ banka tarafından hesabına borçlandırılır. Mr. Züchner, topluluk hukuku kurallarının doğrudan uygulanabilirliği prensibi dâhilinde Alman mahkemesine başvurarak bankayı borçlandırdığı tutarı iade etmesi için dava eder. Davada servis ücretinin taraflar arasında belirlenmesinin, sermayenin yurt içi ve dışı transferleri arasında ayrım yarattığını ve uygulamanın Almanya ve diğer üye ülkelerdeki tüm bankalar veya bankaların çoğu tarafından aynı şekilde uygulanması ile bir uyumlu eylem olduğunu ve üye ülkeler arası ticareti etkilemesi nedeniyle de antlaşmalardaki rekabet kurallarının ihlal edildiğini iddia eder. 

Alman mahkemesi, 14 Temmuz 1980 tarihinde konuyu AT’na götürür ve şu sorunun cevabını arar. “Ortak pazardaki bankalar arasındaki sermaye transferleri ve diğer ödemelerde miktarın % 0.15’i tutarında bir komisyon uygulanması, üye ülkelerarası ticareti etkileyebilen bir uyumlu eylem midir ve Roma Anlaşması md. 85 ve 86’nın ihlalini oluşturur mu?” Sorunun cevabı ise şu şekildedir. “Eğer milli mahkemece bu uygulamanın karakteristik işbirliği ve koordinasyon öğelerini taşıyan uyumlu bir eylemin varlığı ve transferlerle ilgili hizmetler pazarında rekabet şartlarını etkileyen niteliği belirlenebilirse, Roma Anlaşması md. 85/1’de yasaklanan uyumlu eylem halidir denebilir”

Bu karar ile rekabet hukuku kurallarının bankacılık sektöründe de uygulanabileceği ve bankaların da birer teşebbüs olarak kabul edilebileceği, bankacılık hizmetlerinin genel ekonomik faydaya hizmet eden işlemler olarak kabul edilmesi suretiyle rekabet hukuku uygulamalarından muaf tutulmasının mümkün olamayacağının tespit edildiği görülmektedir. Karar bankacılık sektöründe rekabet hukuku kurallarının uygulanmasını gösteren ilk karar ve içtihat olması nedeniyle ayrıca önem arz etmektedir. Karardan bankacılık sektörüne yönelik çıkarılan sonuçlar su şekilde özetlenebilmektedir.
a. Bankalar genel ekonomik faydaya yönelik işlem tesis eden      teşebbüsler olarak kabul edilmemektedirler.
b. Bankalar R.A. md. 104 de öngörülen ekonomi politikalarının uyumlaştırılmasına yönelik düzenlemelere tabi olarak rekabet kuralları uygulamalarından muaf değildirler.
c. Rekabet kurallarının uygulanmasında özel bankalarla kamu bankaları eşit durumdadırlar.
Bu hususlar çerçevesinde, yaşanan sorunların giderilmesinde Rekabet Hukukunun da incelenmesi ve bu çerçevede tedbir alınması gerektiği açıktır. (Oğuzkan GÜZEL, AT Rekabet Hukuku Kurallarının Bankacılık Sektöründe Uygulanması Rekabet Kurumu Yayınları Nisan 2003)


3)   Ombudsmanlık yoksa “Tüketici Davasında” kazanç da yok.
Her tüketicinin Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde hak arama mücadelesine girişmesi bireysel sonuçlar doğurmakta ancak, genel anlamda zaman ve enerji kaybına yol açmaktadır.  


Peki tüketici hakkını aramak isterse zaman aşımı süresi ne olacaktır. Bunun cevabını ise bir sonraki yazımızda araştıracağız.

Kaynak gösterilerek alıntı yapılması, emeğe verilen değeri ifade eder…”